mdinc1

Mehmet Dinç ile Çocuk ve Oyun İlişkisini Konuştuk

Teknoloji, internet, telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve diğerleri… Birçoğu hayatımıza bir şekilde girip çıkmayan şeyler. Haliyle, yetişkinleri etkilediği kadar çocukları da etkiliyor ve onlarda, yetişkinlerden daha fazla tesir bırakıyor. Oyna Keşfet Öğren olarak, bu durumu psikolog Mehmet Dinç ile görüştük.

OKÖ: (Gelişen) teknolojinin ve akıllı cihazların çocukların yaşamına etkisi sizce nedir?

MD: Şimdi, gelişen teknolojiler ve akıllı cihazlar çocukların hayatının vazgeçilmezi oldular bunu kabul etmek lazım. Dolayısıyla bir makine, bir alet, bu kadar hayatın vazgeçilmezi olmuşsa bir şekilde etkiliyor. Bu etkiyi olumlu yönde ya da olumsuz yönde konuşmak mümkün. İdeal olan şu: olumlu yönleri nasıl arttırabiliriz, olumsuz yönleri nasıl azaltabilirizle alakalı çokça çalışma yapmak lazım. Maalesef bugün gelinen noktada olumlu yönleri nasıl arttırabiliriz, olumsuz yönleri nasıl azaltabilirizle alakalı yapılan objektif çalışmaların sayısı çok fazla değil. Daha çok ya körü körüne eleştiri ya da körü körüne savunma şeklinde gidiyor. Halbuki böyle bir gerçek var bunu kabul etmek lazım. Çocuklar bununla yaşayacaklar, bununla büyüyecekler, bunu kullanacaklar. Bir şey kaybetmeden ne kazanabilirler buna bakmak lazım. Burada şunu kastediyorum: Çocukluğun bir gelişim seyri var, sağlıklı gelişim seyri. Bu sağlıklı gelişim seyrini zaten sadece teknolojik aletler değil, modern yaşam tarzı tehdit ediyor. Bu modern yaşam tarzının da içinde olduğu teknoloji, çocuğun hayatında neleri tehdit ediyor ve ne yaparsak bu tehditten çocuğu koruyabiliriz, bunu düşünmek gerekiyor. Bu tehditten koruduktan sonra, teknolojik aletler bu çocuklara nasıl faydalı olacak, nasıl faydalı olur bunu ele almak gerekiyor. Yani şunu söylemek istiyorum, çocuklar bu teknolojik aletlerle ilişki kuracaklarsa bu ilişkiyi nasıl kuracaklarını onlara öğretmek lazım.

OKÖ: Peki, oyun seçimini yanlış oyunlar üzerine kuran bir çocuk düşünelim. Böyle bir çocuğu, olumsuz oyunlardan olumlulara yönlendirme nasıl olmalı?

MD: En ideal olanı, ilk başta ipleri sağlam bağlamaktır. Yani, çocukların olumsuz oyunlarla karşılaşma ihtimalini azaltmaktır. Çünkü öyle bir şey ki, bir çocuk bir oyunu sevdikten, oradan ciddi bir heyecan aldıktan sonra saygılı ama daha az hareketli bir oyuna adaptasyonda çok zorlanıyor.

Bu nedenle, en başta, erken yaşlardan itibaren çocukların sağlıklı oyunlarla tanışmalarını, onlardan keyif almalarını, onlarla oynamalarını ve sağlıksız oyunlardan, onlara zarar verecek oyunlardan mümkün olduğu kadar uzak durmalarını sağlamak lazım.

IMG_6446En ideal olan budur. Bunu yapamadıysak, birkaç tane alternatifi uygulamakta fayda var. Birincisi, olumsuz diyebileceğimiz oyunu mümkün olduğu kadar azaltmak lazım, tamamen kaldırmak mümkün olmasa bile. Çünkü, olumsuz oyun bütün ağırlığı ile orada durduğu müddetçe olumlu bir oyunu çocuğun oynaması mümkün olmuyor. Zira, orada çocuğu verilen, gelişimi için uygun olmayan duygu, öteki tarafın asla yapamayacağı bir şey. Hani dizilerde de vardır ya, bazı diziler reyting rekorları kırar. Niçin, çünkü şiddet vardır, cinsellik vardır ve siz onunla yarışamazsınız çünkü iyi bir dizide onlar olamaz. Dolayısıyla çok iyi bir oyunda olumsuz bir oyunun özellikleri olmayacağından, onunla yarışmak mümkün değil. Bu nedenle, bir şekilde çocuk buna bulaştıysa ilk başta o tarafı azaltmaya çalışmak lazım. Çünkü o oyun insanı çekmektedir. Böyle kör kuyu gibi girdaba alır, zamanla çocuk bu oyunun bağımlısı haline gelebilir. İkincisi, tabi çocuklar için, oyunlara bağımlı olmanın birkaç tane çok önemli nedeni var. Bir tanesi keşif merakıdır. Maalesef olumlu olarak nitelendirilebilecek oyunları çoğu çok sıkıcı. Yani keşif merakı yok. Çok kolay çözülebilir, çok kolay ilerlenebilir oyunlardır. O yüzden, keşif merakı daha komplike oyunlarda kullanıldığı için çocuk onlara doğru gidebiliyor. İkincisi başarı güdüsü çocuklarda çok önemli. Yani başarmak istiyor, bir noktaya gelmek istiyor. O yüzden olumlu oyunun interaktif olması, bu interaktif oyunun bir toplumunun olması çok çok önemli. Üçüncüsü, bu oyunların bir kültürü de beraberinde getirmesi söz konusu. Yani, gençlerde bakıyorsunuz bir oyunun grubunun içerisine girilmiş, söylerken “ben şu oyunu oynuyorum” diyebiliyor, onun üzerinden bir kimlik, bir kültür oluşturuyor. Bu kimlik ve kültür de çocuğun o oyuna bağlanmasını çok ciddi besleyen bir faktör. O yüzden olumlu olarak nitelendirilen oyunların etrafında da bir kültürün, bir kimliğin şekillenmesi ayrı bir önem kazanıyor. Tabii burada birkaç noktanın altını çizmek gerekiyor. Bunlardan birincisi anne ve babaların bu süreçlerle ilgili bilgi sahibi olması çok önemli. Yani çocuk ne oynasın, ne kadar oynasın, anne baba buna karşı ne tepki göstersin, hangi oyunlar var bilinmesi lazım ve ciddi bir oyun kültürüne sahip olması lazım. İkincisi, bu konuda çalışma yapanların, özellikle olumlu oyun geliştiren insanların desteklenmesi lazım. “Olumsuz” olarak nitelendirilen oyunlar ciddi bir bütçeye sahip oyunlar. O yüzden, bu konuda dertli olan, illa devlet kurumu olmak zorunda değil, STK’ların, iş adamlarının, devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin bu alanda çalışma yapan insanlara ciddi ciddi hem müşteri olarak hem sponsor olarak desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum.

OKÖ: 100 temel eser gibi, oyunlar için de bir yapı kurulabilir mi sizce?

MD: Kurulabilir, kurulması da lazım çünkü şu an internette en büyük sıkıntılardan birisi her şeyin çok olması. Bilgi çok, dolayısıyla hangi bilgi lazımdır, hangi bilgi lazım değildir, hangisi doğrudur hangisi yanlıştır diye sıradan bir kişinin ayırt etmesi çok mümkün değil.

İnternetle alakalı uzmanlaşmalar gerekiyor. Oyunlarla alakalı da uzmanlaşmalar gerekiyor çünkü anne baba tesadüfen anahtar kelime ile arayarak, bir şeyler karşısına çıkacak, biraz biliyorsa açıklamalara bakacak, puanlarına bakacak ama ne kadar ayırt edebilecek? Bunu, bir anne babanın ne kadar kendini eğitirse eğitsin o alanda uzmanlaşmadığı, derinleşmediği, çok vakit harcamadığı sürece kestirmesi çok fazla mümkün değil.

O yüzden pratik uygulamanın mümkün olabilmesi anlamında böyle listelerin yapılması acil lazım. Ama şöyle bir sıkıntımız vardır bizim. Birisi, ekip olarak değil, tek başına bir liste yapar, sonra da hiç güncellemez. Yani on sene önce yapılmıştır, beş sene önce yapılmıştır, geçen sene yapılmıştır, hala aynı liste gezer. Halbuki çocuklar günü gününe bütün gelişmeleri takip ediyorlar. Güncelliği yakalayarak listelerin devamlı olarak tazelenmesinde fayda var.

OKÖ: Toplumun genel yapısını düşünecek olursak, aileler teknolojinin çocukların yaşamına etkisini nasıl karşılıyor? Bir farkındalık söz konusu mu, yoksa ‘teknoloji=bağımlılık’ olarak bakılıyor?

MD: Anne babalar kendilerine dokunmadıkça şikayet etmeme eğiliminde şu aşamada. Şimdi yavaş yavaş bazı anne babalar tehditleri, tehlikeleri duyuyorlar rahatsız oluyorlar ama ötekiler, çocuk ders çalışma yaşına gelmediyse “oynasın, oyalansın” diye bakıyorlar. Ama çocuk o şekilde bir hayat tarzı oturttuğunda zaten bütün gününün çoğunluğunu oyun oynayarak geçiriyor, ders çalışma zamanı geldiğinde dersten de kesiyor. Bu sefer anne babalar “bu çocuk ders çalışmıyor”, “uyumuyor”, “sorumluluğunu yapmıyor”, “bizimle konuşmuyor” diye rahatsız oluyorlar. Halbuki oyunu fazla oynamasından dolayı, onun getireceği zararlardan dolayı bir farkındalık yok. Veya daha da sıkıntılısı, ne oynadığına dair bir farkındalık yok. Daha çok süreye takılmış durumdalar halbuki süre kadar, belki daha fazla, içerik de önemli. Bu çocuk ne oynuyor? Anne babaların bu anlamda, içerik anlamında da bir hassasiyetinin, bir seçiminin olması uygun olacaktır. Öte yandan bazı anne babalar da bazı şeylerin farkındalar, rahatsızlıkları var, radyasyondan rahatsız olmuşlar, sağlıksız gelişimden rahatsız olmuşlar, süresinden, içeriğinden rahatsız olmuşlar. Rahatsız olmuşlar ama nasıl müdahale edeceklerini, nasıl yaklaşacaklarını bilmiyorlar. Bu yüzden de çok yanlış taraflardan tutabiliyorlar. Gerçekten, anne babalar bu konuda çocukları nereden tutacaklarını, nasıl yaklaşacaklarını bilmiyorlar.

Burada bir nokta daha var. Bir çocuğu yetiştirirken anne baba yeterli olmuyor, toplum da yetiştiriyor onu. Toplumsal anlamda bir duruşa da ihtiyaç var. Yani toplumun bu konuyla alakalı belli bir fikrinin oluşmuş olması lazım. Bununla alakalı ne kadar farkındalık çalışmaları yapılırsa o kadar iyi olur. Ama bu noktada çok ciddi geriden gidiyor.

OKÖ: Ebeveynlere bu konuda neler tavsiye edebilirsiniz? Bu bağlamda, çocuklar teknolojik/akıllı cihazları kullanırken ebeveynlerin tutum ve davranışları nasıl olmalıdır?

MD: En ideali, erken yaşlardan itibaren çocuklara bir çerçeve çizmektir. Yani, ne oynanır, ne kadar oynanır? Erken yaşlarda bu oturtturulursa ilerleyen zamanlarda biraz esnese bile yıkılmıyor. Ama baştan oturtulmadığı zaman, çocuk ergenlik yaşına geldikten sonra yeniden bir çerçeve çizmek çok zor oluyor. O yüzden, ideal olan, erken yaşlarda, ne oynanır, ne kadar oynanır, niçin oynanırla alakalı bir çerçeve oturtturmaktır. Bir diğeri, çocukların yine en önemli problemlerinden bir tanesi, oyun oynamasın ne yapsın bu çocuk? Yani bir alternatifi yok ki çocuğun. Anne babalar “oyunu kapat” diyor. Çocuk diyor ki, “Peki kapatayım. Ne yapayım?” diyor. Söyleyecekleri bir şey yok. “gel bizimle televizyon seyret”. İstemiyor çocuk, cazip değil onun için. Ve sıkıcı diziler, anne babanın sevdiği dizileri seyretmek zorunda. Kendi istediği bir şeyi de seyredemiyor. Dolayısıyla bu noktada sıkıntı var.

Çocukların hayatını ne kadar zenginleştirebilirsek, ne kadar genişletebilirsek o kadar bu çocuklar hayattan tat almaya, keyif almaya ve gerçek hayatı tercih etmeye yönelmeye başlarlar.

İlla tercih ederler diye bir şey yok. Çünkü bir yandan da sanal alemde de gerçek hayatta olmayan şeyler var. Bu yüzden gerçek hayatın birebir yarışması zordur ama her halükarda, gerçek hayat ne kadar zenginleşirse, çocuklar oyunla ilişkilerini zararlı bir şekilde kurmaktan geri dururlar. Bununla alakalı çok önemli bir deney var. Bir fareye su veriyorlar, bir su var, bir de uyuşturucu katılmış su var. Fareyi kafese koyuyorlar ve diyorlar ki “fare suyu mu tercih eder yoksa uyuşturucu katılmış suyu mu tercih eder?”. Fare önce suyu içiyor, sonra uyuşturucu katılmış suyu içiyor. Sonra dönüp dolaşıp uyuşturucu katılmış suyu içiyor. Sonra araştırmacılar diyor ki, uyuşturucu bir alternatif olduğu müddetçe, ulaşılabilir olduğu müddetçe muhakkak tercih edilir. O yüzden biz bunu muhakkak yasaklamalıyız diyorlar. Sonra birisi, “tamam bir kurgu yaptınız ama sizin kurgunuzda bir eksik var. Bu kafes çok sıkıcı, hiçbir şey olmayan bir kafes. Ne yapsın bu fareler” diyor. Bunun üzerine fareyi daha büyük, içinde bir sürü oyuncağın olduğu başka bir kafese koyuyorlar. Bunun sonucunda farenin uyuşturucu olan suyu içmesi minimuma iniyor. Niçin? Çünkü suyu bıraktığında yapacağı başka şeyler var. Diğer kafeste ne yapsın? Çocuklar için de aynısı geçerli. Yani eve, okula tıkılmış durumdalar. Okul da inanılmaz sıkıcı. Dolayısıyla, çocuk eve geldiğinde nefes almak için tek imkanı olan oyuna koşuyor. Çünkü başka alternatif bir şeyi yok. Bununla alakalı çok önemli iki şeye dikkat etmek gerekiyor. Birincisi, okulların yapısının acilen değişmesi lazım. Ders sürelerinin, içeriklerinin, öğretmen modellerinin… maalesef bugün ne ders süreleri, ne ders içerikleri ne de öğretmen modelleri bu dönemin çocuklarına uygun değil.

Çok güzel bir söz var. “biz, 19 yy’ın binalarında, 20. yy’ın öğretmenleri ile 21. yy’ın neslini yetiştirmeye çalışıyoruz”.

Binalar 19. yy’da tasarlanmış. Sınıf böyle olur, şu kadar insan sınıfa girer, oturur, tahtaya bakar… Bu, bu çocuklara uymuyor. 20 kişinin olduğu sınıfta tek tahtaya bakıp bir saat sessiz durmak çocuklara uygun değil. Bu binaların, sınıf sistemlerinin değişmesi lazım. 20. Yy’ın pedagojik sistemini öğrenen öğretmenlerin bütün yapılarının, zihinlerinin değişmesi lazım. Çünkü bunlar 21. yy’ın çocukları. Çocukların günlerinin büyük çoğunluğu sınıfta geçiyor. Eğitim sistemiyle alakalı, okullarla alakalı radikal değişiklikler yapmadan çocukları oyundan çok fazla geri almak mümkün değil. İkinci olarak da eve geldiklerinde, akşamları, hafta sonları, çocukların yapacakları gerçek hayat faaliyetlerinin olması gerekir. Ben, çocuklarını getiren danışanlarıma hep şunu sorarım, “çocuk hafta sonları ne yapıyor? Bu çocuk geçen yaz ne yaptı?” Çünkü bir çocuk bağımlı olduysa, oyunlarla veya internetle problemli bir ilişki kurduysa genelde hafta sonları yapacak hiçbir şeyi olmadığı için, yazın yapacak hiçbir şeyi olmadığı için bu çocuk bunlara yönelmiştir. O yüzden, çocukların gerçek hayatlarını genişletmeden, zenginleştirmeden, bir faaliyet yapmalarına imkan tanımadan, kısmak, yasaklamak hiçbir şekilde çözüm sağlamayacaktır. Anne babaların ve eğitim sistemini kurgulayanların bunlara çok odaklanması lazım.

OKÖ: Aileler ve eğitimciler teknolojiyi nasıl yararlı kullanabilir? Eğitimde, bilimde, okulda, evde, hayatın her alanında nasıl kullanabilir?

MD: Anne babaların da, eğitimcilerin de dikkat etmesi gereken şeyler var. O da şu: Amaçlı kullanım. Amaçlı kullanım, internetten bir sürü şey öğrenebiliriz ama ne öğrenelim? Veya öğretmem gereken bir şeyi internet üzerinden nasıl öğretebilirim? Anne babaların maalesef, çocuklarına verecekleri eğitimle alakalı standart bir ajandaları yok. Yani “ben çocuğumun şu yaşında şu gelişiminde şu bilgiyi, şu değeri, şu faaliyeti vermem lazım. Bunda interneti nasıl kullanırım?” böyle bir şey yok. Böyle bir ajandalarının olmasında fayda var. “Bununla alakalı internette şu uygulamadan, şu oyundan, şu çizgi filmden, şu belgeselden faydalanabilirim” diye amaçlı kullanım çok önemli. Öğretmenler için de bu böyle. Öğretmenlerin bir müfredatı var. O müfredatı öğreteyim diyor. Bazı öğretmenler iki üç tane video seyrettiriyor, halbuki çok daha geniş şeyler var. Mümkün olduğu kadar kullanmak lazım ama bunun için en çok takıldığımız nokta bütün materyallerin zannediyorum %90’ı İngilizce. Anne babalar, öğretmenler, İngilizce anlamında sıkıntı yaşadıkları için o materyale ulaşamıyorlar. Türkçede de çok komik materyaller var. Çok renksiz, çok zevksiz, çok zayıf, çok yetersiz veya bir tane düzgün var. Hep de aynı oyunu oynayamaz insan. Bu sebeple, ya Türkçe materyalleri arttırmaya yönelik çok acil çalışmalar yapmak lazım, ya öğretmenlerin yabancı dil düzeyiyle alakalı çalışma yapmak lazım ya da anne babaların en azından günlük anlamda ihtiyaçlarını görecek kadar bilgisayar ve yabancı dil bilgisini arttırmaya yönelik çalışma yapmak gerekir. Biz yabancı dili gözümüzde çok büyütüyoruz. Yani bir insan niye İngilizce konuşamasın, internetteki basit İngilizceyi niye anlayamasın, arayamasın, göremesin? Bu maalesef gözümüzde gereksiz yere büyüttüğümüz bir şey. Veya gereksiz yere milliyetçilik yaptığımız, işte “Türkçe olsun” filan dediğimiz bir şey. Bir diğer mesele, çocukların interneti faydalı kullanmasına dönük yönlendirme yapmak lazım. Faydalı kullanması, çocuğun yeteneğini geliştirecek birçok alternatif var. Açsın, öğrensin, geliştirsin. O anlamda yönlendirelim. “senin bu yeteneğin güzel. Bununla alakalı şu programı kullanabilirsin” diye önünü açalım, tavsiyede bulunalım. Bir de, temel teknoloji bilgisiyle alakalı çok ciddi sıkıntılar var. Bunu da anne babalar ve öğretmenlerin öğretmesi gerektiğini düşünüyorum. Temel teknoloji bilgisi derken, mesela on parmak klavye kullanmayı çocukların öğrenmesi lazım. Bu çocuklar gece gündüz bilgisayarda, on parmak kullanabilsin. Ne kadar hızlandırır, orada yaptıkları faaliyetler? On parmağı öğrensin. Bilgisayardaki temel programların kısayollarını mümkün olduğu kadar öğrensin.

Faydalı kullanıldığında internetten çok istifade etmek mümkündür. Anne baba, bilgisayarı, teknolojiyi, rakip olarak değil, yardımcı olarak, ortak olarak aldığı zaman, karşısına değil yanına aldığı zaman rahatlar. Yeter ki onu yanına alabilecek bilgi birikimine sahip olsun.

OKÖ: Bilgisayarda, akıllı telefonlarda, mobil uygulama ve oyunları oynamak çocukların gelişimine nasıl katkı sağlar? Eğitici etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

MD: Oyunlar, faydalı olarak kullanıldıklarında, okulda verilemeyen becerileri kazanma noktasında çocuklara çok faydalı olabilir. Mesela, yaratıcı düşünme, eleştirel düşünme, kritik düşünme, analitik düşünme, alternatif düşünme… Bunları sağlama noktasında oyunların çok ciddi faydası olabilir. Dolayısıyla bu faydalarını kullanmak gerekiyor. Yalnız, burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta şu: çocuklar, çok ciddi bir şekilde, bilgisayarı oturarak kullanıyorlar. Bununla alakalı da yapının değişmesi lazım. Yani oyun, çocuğun hareket etmesine de müsait bir şekilde kurgulanırsa çok daha faydalı olabilir çünkü bir yandan verirken bir yandan almaması lazım. Oturmak için “bu dönemin yeni bağımlılığı” diyorlar. Çünkü çok uzun saatler oturuyoruz ve bu bize zarar veriyor. Oyunların, çocukların belki oyun oynama süreçlerini ayakta yapabilecekleri şekilde kurgulanması gerekiyor. Çocuğu ekrana kilitlememek gerekiyor. Oyunlar, ne kadar hareket imkanı sağlarsa o kadar iyi olur. Çocukların, gerçek hayatla bağını koparmadan, bedenlerinin de hareket edebileceği, belki sosyal ilişki kurmalarına yardım edebilecek oyunlar kurgulanması lazım. Çünkü maalesef, oyunların bir misyonu var ve anne babalardan daha etkili oldukları bir süreç söz konusu. Sadece zihinsel gelişime odaklanmamak, bedensel gelişime ve sosyal gelişime de odaklanmak lazım. Çünkü bu çocukların en önemli iki problemi var, biri hareket etmiyorlar, diğeri insanlarla ilişki kurmuyorlar. Oyunlar kurgulanırken bedensel ve sosyal gelişimle de alakalı kurgulanırsa iyi olur.

OKÖ: İçerik üreticilerine bu konularda tavsiyeleriniz nelerdir?

MD: İçerik üreticilerin ilk tavsiyem şu: haddimi de aşmak istemem ama para meselesine çok yoğunlaşmadan faydayı gözetmek lazım. Piyasa gerçeklerine göre hareket ederlerse sayısı çokça olan kötü örneklerden birini gerçekleştirmiş olurlar. Başarılı olmaları da zor zaten çok büyük bütçelerle zaten kötüleri var. Bu yüzden iyi içeriğe talip olmak lazım. Bu alanda çok disiplinli çalışmak da gerekiyor. Psikoloğu, okul öncesi eğitimcisi, pedagogu vs. gibi uzmanların görüşünü alarak ilerlemelerinde de fayda var. Anne babalara da muhakkak eğitim vermeleri lazım. Yani sadece çocuğu düşünerek değil, anne babaları da gözetmelerinde, eğitmelerinde fayda var. Az önce de belirttiğim gibi sadece zihinsel gelişime değil, sosyal gelişime ve beden gelişimine de odaklanmak ve çalışma yapmak gerekiyor. Bir de, ahlaki gelişim için de yapılmış çalışmalar var, zayıf da olsa. Onlar da çok tekdüze gidiyor, çok tekdüze gitmemekte fayda var. Bir de, toplum oluşturmada, kimlik, kültür oluşturmada fayda var. Oyunu yaparken hedef kitle olarak birey değil, toplum hedef alınmalıdır. Oyunun “fanları” bir araya gelebilsinler, toplanabilsinler, görüşebilsinler, bir platform altında ne noktaya geldiklerini birbirleriyle paylaşabilsinler. Ne kadar, böyle bir grup, kitle oluşturulsa, çocukları yakalamaları ve ait olma ihtiyacı gibi ihtiyaçları karşılamaları mümkün olur. Onlar karşıladıkça da zararlı süreçlere girmemiş olurlar.

OKÖ: Teşekkür ederiz yanıtlarınız için.

MD: Ben teşekkür ederim.