melike-gunyuz-kimdir

Çocuk Kitabı Yazarı ve Yayıncısı Melike Günyüz İle Çocuk Yayıncılığı Üzerine Röportaj Yaptık

Çocuk eğitiminde yayıncılığın önemi çok büyük elbette. Bu alanda ülkemizde son yıllarda epey iyi bir yol kat ettik denebilir. Hayatını çocuk edebiyatı ve yayıncılığa adamış Erdem Yayınları‘nın Genel Yayın Yönetmeni ile çocuk eğitiminde edebiyatın ve yayıncılığın önemi üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Her ay yaptığımız gibi bu ay da yepyeni bir röportajla karşınızdayız.

Lafı fazla uzatmadan hemen sohbetimize geçiyoruz…

OKÖ: Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

M.G: 1968 doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdikten sonra aynı üniversitede yüksek lisans yaptım. 2 sene Milli Eğitim’de öğretmenlik yaptım. TV programları hazırlayıp sundum. Ana konum hep yayıncılık oldu. Yayıncılık baba mesleği diyebilirim. Babam, mühendislik mezunu. Mezun olduktan sonra kültür sanat işlerine girişmiş, Dergâh Yayınları Hareket Ekolü’ne katılmış.

”Yayıncı bir babanın kızı olarak hayata elimde kitaplarla başladım.”

Akademisyen olmayı çok istedim, Eski Türk Edebiyatı alanında doktora yaptım. İstediğim alan çocuk edebiyatıydı. Türkiye’de çocuk edebiyatı anabilim dalı olmadığı için Osmanlı şiirleri üzerine doktora yaptım. Yaparken umutsuzdum, 14. yy şiiri pek rağbet görmeyen bir konuydu. “Niye yapıyorum?” diye düşünürken bana birçok şey kattığını fark ettim. “İyi ki divan şiiri üzerinde çalışmışım.” dedim. Çünkü Türkiye’de çocuk kitabı yazarlarının kadim metinler okumadan bu alanda kalem oynatmamaları gerektiğine inanıyorum.

Mitolojide, Kuran’da, eski ve kutsal metinlerde geçen hikâyeleri, efsaneleri bilmeden edebiyat metni kalem almaya kimsenin cüret etmemesi gerektiği kanaatindeyim. Çocuk edebiyatı; az kelimelerle, basit cümlelerle, çocuğun o güne kadar düşünmediği şeyi ona düşündürtmeniz ya da temel ve basit konularda farklı bir çözüm geliştirmeniz gereken bir alan.

 

OKÖ: Erdem Yayınları’nın sektördeki konumu nedir? Neler yapar? Biraz bahsedebilir misiniz? Erdem yayınlarıyla hangi açığı kapatmak istiyorsunuz?

M.G: Erdem Yayınları’nı 1984 yılında babam, “Ben öyle bir yayın yapayım ki bu ülkedeki herkes benim müşterim olsun.” bakış açısıyla kuruyor. Ülkedeki her kesimin çocuğu kitaplarımızı okusun istiyor. Bir öğretmene, sosyal bilgisi, hayat bilgisi, din dersleri gibi birçok derste de kaynak olacak, destekleyecek edebiyat metinleri üretmek için yola çıkıyor… Türkiye’de yayıncılık, Cumhuriyet’ten bu yana devletin kültür ve milli eğitim politikalarıyla birlikte iç içe işleyen bir süreçtir. Devletin kültüre, yayıncılığa olan bakış açısı sektörün ya önünü açar ya tıkar ya da sizi farklı alanlarda ihtisaslaşmaya yöneltir. Türkiye’de hâlihazırda ideolojinin göründüğü alan yayıncılıktır.melike-gunyuz-roportaj-03OKÖ: Çocuk alanında farklı alt markalarınız var.  Bu bir pazarlama stratejisi mi? Neden bu yolu tercih ettiniz?

M.G: Türkiye’nin içinde bulunduğu 12 Eylül Darbesi sürecinde dini içerikli kitaplarımız sansüre uğradı. İçerisinde dinî kelimeler olan kitapların izinlerini Milli Eğitim’den kaldırmak istediler. Peygamberimizin hayatını anlatan bir kataloğu bile okullara sokamadığımız dönemler oldu. Bu da bizi markalaşmaya yöneltti. Dini içerikli kitaplarımız için ‘Düş Değirmeni’ adında bir marka oluşturduk, kataloglarını ayırdık. “Erdem Çocuk” ve “Düş Değirmeni” diye iki alanda gidiyorken eğitim yayıncılığına başladık. İngilizce başta olmak üzere birçok dilde şu anda yayın yapıyoruz. Bunu da ayrı bir marka olarak konumlandırmak gerekti. Çünkü satış stratejisi çok farklı. Branşlaşmaya başladık.

OKÖ: Çocuk alanında yazmanın diğer alanlardan farkı var şüphesiz, nelerdir bunlar? Bir yazar ve genel yayın yönetmeni olarak görüşleriniz nedir?

M.G: Tahmin edemeyeceğiniz kadar farklı ve zor. Bu sene yetişkin kitapları da basmaya başladık. Yetişkin kitabında bir yazar kitabı getiriyor ya da çeviriden geliyor, editör okuyor, düzeltiyor, kapak yaptırıyor ve baskıya gönderiyor. Bu süreç 2 ayı buluyor.

Bir çocuk kitabında ise durum farklı. Çocuk kitabı bir projedir. Bunun için bir ekip oluşturuluyor. Ekip, nasıl bir kitap yapılacağını projelendiriyor. Sonra yazarı, çizeri bulma derken süreç uzuyor. Bir çocuk kitabının raflarda yerini alması ortalama 2,5-3 yılı bulabiliyor.

OKÖ: Peki bu tüm dünyada da mı böyle?

M.G: Evet dünyada da bu şekilde oluyor. Bir de biz tek bir kitaptan ziyade seri çıkarma mantığıyla çalışıyoruz. Seri olunca tek bir kitaptan daha fazla zaman alıyor.

OKÖ: Türkiye’de de çocuk kitaplarına olan ilginin arttığını mı düşünüyorsunuz, pazar büyüyor diyebilir miyiz?

M.G: Kesinlikle çok büyük bir pazar fakat hiç görünmüyor. D&R’a gidip baktığınızda göz kamaştırıyor gibi gelse bile pazarın büyüklüğünü hiç göstermiyor. D&R gibi büyük kitabevlerinin çocuk kitapları bölümüne, sadece anne-babaların ya da çocukların kendi harçlıklarıyla tercih ettikleri kitaplar çıkıyor. Benim 2000’e yakın kitabım var, D&R rafında bulabileceğiniz başlık sayısı 50’yi geçmez.

OKÖ: Ebeveynler ya da harçlığı olan çocuklar size nasıl ulaşacak peki?

M.G: İki kanalla ulaşabilirler; fuarlar ve internet. Fakat bizim müşterimiz onlar değil, bizim müşterimiz aslında öğretmenler. Yani biz doğrudan bayilik sistemi ile öğretmenlere satış yapıyoruz. Orası görünmeyen, bilinmeyen bir pazar. Pazarın büyüklüğü asıl orada. Türkiye’deki mevcut kitabevlerini ve dağıtım kanallarını hedefleyip yayıncılık yaparsanız işiniz çok zor.

‘İllüstrasyon alanında alacağımız daha çok yol var!’

OKÖ: Çocuk kitaplarında olmazsa olmaz bir konu da ‘illüstrasyon’.  Yeni nesil, günümüz çocuklarına hitap edebilecek çizimler yapıldığına inanıyor musunuz? Biz bu konuda neredeyiz?

M.G: Çok gerideyiz. Onlar, Rönesans öncesinden bu yana resim çiziyorlar. Ülkemizde ise Mimar Sinan Resim Bölümünü birincilikle bitirmiş biri bile çok güzel resim çizmesine rağmen, orijinal duyguları yansıtabilecek, konuya özgün resim çizemiyor. Çünkü eğitim metodumuz donuk!

Öğretmenler; pazarı yöneten, yönlendiren, trendleri belirleyen insanlar şöyle bir yanlış yapıyorlar: Çizimleri “Bu çok karışık, çocuk bunu anlamaz!” diyerek illüstrasyonu niteliksiz ve kötü buluyorlar. Çoğu öğretmen, Photoshop’la çizilmiş, pörtlek gözlü, kırmızının mavinin patladığı resimleri çok beğeniyor. Çok net, açıklayıcı, birbirine ‘çünkü’ ile bağlanmış, detaylandırılmış hikâyeler ve resimler verirsek çocuk anlayacaktır gibi sığ bir düşünceye sahip olabiliyor.

5 yaşındaki bir çocuğun eline kalem verin ve resim çizmesini isteyin. Kâğıda birkaç şekil ve çizgi çizer. Bunlar ne diye sorduğunuzda başlar size anlatmaya. “Bu benim dondurma makinam, uzaya dondurma fırlatıyorum. Bu benim denizaltım, şuradan ordular geliyor.” diyerek öyle şeyler anlatırlar ki şaşırıp kalırsınız. Bunun akademik karşılığı şudur: Beş yaşındaki bir çocuğun sürrealist resim okuma algısı altı yaşındaki bir çocuktan daha yüksektir. Yaş büyüdükçe çocuklar daha gerçekçi bireylere dönüşüyorlar.

 

melike-gunyuz-roportaj-02

OKÖ: Yaş kırılımları belli oluyor mu?

M.G: Türkiye’de böyle bir şey yok. Mesela, dünyada ilkokul 4. ve 5. sınıftakiler resimli kitap okur ama Türkiye’de resimli kitabın sadece küçük çocuklara yönelik olduğu algısı var. Bu anlamda çok gerideyiz.

Fuarları gezerken bir süre sonra standlarda duran kitaplara “Aa bunlar İtalyan, bunlar Japon, bunlar İngiliz ya da Amerikan!” diyebilirsiniz. Özellikle Alman üslubu çok çabuk ayırt edilir. Ama Türkler için herhangi bir şey söylemeniz mümkün değil, bizde taklitçilik var, kalıplaşmış bir özgünlüğümüz yok.

OKÖ: Fuarlar dediniz. Hem satış rakamı hem, üretilen basılan kitap sayısı bakımından Türkiye’yle karşılaştırdığınızda yurt dışında çocuk kitaplarına ilgi ne durumda?

M.G: Ben bugün yurt dışında, sektörde 30 yıldır var olan, yayınevinde bu kadar kitap üretmiş bir yayıncı olsaydım protokolde benim yerim bakanın yanı olurdu. Bu kadar net söylüyorum.

Türkiye’de rekabet çok yüksek, herkes daha iyi iş yapma derdinde. Bence devletin son beş yıldır yayıncılığın önünün açılması için yaptığı yatırımları ve projeleri göz ardı edemeyiz. Kültür Bakanlığının bütün bu yurt dışı fuarlarına yayıncıların, yazarların katılımlarını sağlamaları sektöre vizyon kattı. Çünkü hiçbir yazar ya da yayınevi stand kirası ödeyerek uluslararası bir fuarda yerini alamaz; o bütçeleri çıkaramaz. Bu ancak devletin desteği ile olur. Devlet de bu anlamda elinden geleni yapıyor.

OKÖ: Destanlarımız var, masallarımız var, malzeme olarak aslında bu topraklar çok zengin. Yakın zamanda bunların kitaba yansıması, yurt dışına taşınması gibi bir şey söz konusu olabilir mi?

M.G: Edebiyat doktorası yapmış, kitaptan kurgudan başını kaldırmayan biri olarak şöyle bir örnek vermek istiyorum: Madonna çocuk kitapları yazdı ve dünya çapında bir milyon sattı. Madonna “Ben bu hikâyeyi Kabala’dan aldım.” diyor. Bana bugün öyle bir hikâye söyleyin ki bu hikâyenin Kuran’daki Yusuf kıssasıyla ilişkisi olmasın. Ya aşk hikâyesi, kahramanlık hikâyesi ya da iyiyle kötünün mücadelesini anlatıyoruz. Sadece yeni bir benzetmeyle yeni mekânlar hayal ederek anlatıyoruz.

Türkiye’deki klasik metinlerin uluslararası alanlarda pazara çıkamamasının nedeni bence arayış meselesidir. Özellikle çocuk alanında bunların yeniden nasıl yorumlanacağıyla ilgili bir eğitimin olmayışı meselesidir. Örneğin; Orhan Pamuk Kara Kitap’ı yazdıktan sonra Nobel aldı. Kara Kitap, klasik edebiyattan beslenen ve ona gönderme yapan bir kitap. Klasik metinleri modern dünyada tekrar yorumluyor çoğu yazar.

‘Bir yetişkin, çocuk kitabını okuyup beğeniyorsa bu bir edebiyattır ve herkes içindir.’

OKÖ: İyi bir çocuk kitabının tanımını yapabilir misiniz? Bir çocuk kitabını iyi yapan nedir sizce?
 
M.G: Benim şöyle bir tezim var: Bir defa çocuk kitabı ile çocuk edebiyatını ayırıyoruz. Her şairim deyip internette şiirlerini yayınlayan gerçekten şair mi? Hayır. Aynı şey çocuk edebiyatı için de geçerli. Bir şeyin edebiyat olup olmadığını, size hissettirdikleriyle anlarsınız. Metni tekrar tekrar okuma ihtiyacı hissedersiniz. Metnin dili çarpıcıdır, kullanılan kelimelerle sizin gönlünüze dokunur. Biraz da kişinin edebi zevkine bağlıdır. Çocuk kitabında da böyledir. Her çocuk için yazılan kitap edebiyat değildir. Bir yetişkin, çocuk kitabını okuyup beğeniyorsa bu bir edebiyattır ve herkes içindir. Bir yetişkinin okumaktan hoşlanacağı kitap iyi kitaptır, benim ölçüm bu. Ne güzel anlatmış, ne güzel çözüm bulmuş, ne hoş resimler deyip zevk alıyorsa bu bir edebiyattır. Yetişkin kitaptan zevk alıyorsa emin olun çocuk ondan daha çok zevk alacaktır. O yüzden tavsiyem, kendinizin beğenmediği kitapları çocuklarınıza okutmayın.

OKÖ: Teknolojiye geçecek olursak. Internet, ekranlar, tabletler, mobil dünya… Bu konuda yayınevi olarak bir ‘dijital’ planlamanız var mı?  Nasıl bakıyorsunuz bu duruma?M.G: Ben çocukların tabletleri oyun dışında kitap okumak için kullandıklarına şahit olmadım. Bence bizim toplumumuz dijital alet kullanma kültürüne henüz sahip değil. Yetişkinler için de çocuklar için de böyle. Karşımızdaki insan çok önemli bir şey anlattığı hâlde 10 dakikada bir telefonumuza bakma gereksinimi duyuyoruz. Geciktirebileceğimiz hâlde alışkanlık olduğu için bakıyoruz. Hayatımın en büyük hatasını çocuklarıma liseden önce bilgisayarla tanıştırmak olarak görüyorum. Bağımlı çocuklar yetişmeye başladı. Bir ebeveyn davranışı olarak bu konuda çocukları sınırlandırma yeteneğine sahip değiliz. Dünyada dijitalleşme ve e-kitap yaygınlaşmaya başlıyor. Peki hangi e-kitap yaygınlaşıyor? İngilizce basılmış, başta akademik kitaplar olmak üzere kurgusal kitaplar yaygınlaşıyor.

melike-gunyuz-roportaj-04

OKÖ: Peki hep basılı mı kalacak, dijitale geçmeyecek mi?

M.G: Hayır öyle bir şey demek istemiyorum. Özellikle erken çocukluk döneminde dijital dünya üzerinden yatırım yapmayı düşünüyorum. Türkçe ve İngilizce olmak üzere ‘Efe Misafirlikte’ ve ‘Efe Goes Visiting’ adında bir uygulama yaptık. Türkiye standartlarında kötü bir ürün olmadı. Şu anki aşamamız öğrenme aşaması ve bütün bu işler nasıl oluyor, deneyerek öğreniyoruz.

OKÖ: Biraz da, çocuk kitapları deyince akla gelen ‘değer ve kazanım’ konusuna gelelim. Özellikle, okul öncesi çocuklarda ve okul çağında ‘değerler eğitimi’ konusunda neler yapılıyor? Neler yapılması gerekiyor? Sizin görüşleriniz nelerdir?

M.G: Külliyen karşıyım. Bütün çocuk kitapları değer anlatır. İçinde değer olmayan bir tane bile çocuk kitabı bulamazsınız. Yeni moda, şimdi bütün kitapların üzerine değer yazıyoruz. Kitabın üzerine kocaman ‘cesaret’ diye başlık koysak bu kitap 3-5 katı fazla satacak. Ama zaten cesareti anlatıyor. Bu kötü bir etiket. ‘Akran zorbalığını önlemek için’ diye bir başlık attığınızda çocuk bunu önyargılı okuyor. Burada anlatacağı konu belli diye düşünüyor. Siz muhatabınıza bilgiyi baştan empoze ederseniz, çocuğun kitapta algılayacağı hayal gücünü de kısıtlamış olursunuz, önyargı yaratırsınız.

OKÖ: Çocuk yayıncılığı çerçevesinde düşünecek olursak; her bir kitapta mutlaka çocuk psikoloğu/pedagog incelemesi yaptırıyor musunuz? Diğer yayınevleri buna dikkat ediyor mu?

M.G: Buna da karşıyım. Şu anda çocuk edebiyatını eğitim bilimlerine ve psikolojiye yedirmeye başladık. Edebiyat edebiyatçıların işidir. Öğretmensen okursun, bakarsın, bu bana uygun dersin alırsın. Şimdi her şey kolaycılığa kaçıyor.

Kitapların psikolog/pedagog incelemesi yapılmasını bu ülkede başlatanlardan biriyim. Ama bu yanlış bir şey. Ben bir medya pedagogu arkadaşıma kitapları okuttum ve bizim çocuk açısından göremediğimiz şeyleri bize gösterdi. Gerçekten çok faydası oldu. Yayınevine böyle bir eleman istihdam edilebilir.

“Edebiyatı eğitimin bir parçası haline getirdik. Hâlbuki edebiyat bambaşka bir alandır.”

Edebiyat; şarkıdır, şiirdir, manidir, tekerlemedir, güzel bir hikâyedir. Bunu ister okutursun, ister okutmazsın. Yani bu tercih meselesidir. Sanatçıları bu kadar sınırlandıramazsınız.

OKÖ: Peki bütün çocuk kitaplarının eğitici olması gerekiyor mu? Ebeveyn mutlaka bu arayış içerisinde mi konuya yaklaşıyor?

M.G: Çocuk edebiyatı metni, çocuğun ruh dünyasına hitap etmek ve onu bozmamakla mükelleftir. Zaten öyle değilse alın o kitabı çöpe atın. Her çocuk kitabı eğitici olmak zorunda değil. Benim kitaplarımın hepsi eğitici ama diyorum ki bırakın çocuklar nefes alsın. Eğitmek anne-babanın ve eğitmenin görevidir. Kitabın eğitmek gibi bir işlevi yoktur. Şunu demek istiyorum: Adalet konusunda bir kitap aldırdınız, hikâyeler okuttunuz, tartıştınız ama siz aslında hiç adil bir öğretmen değilsiniz. Sınıfınızda ayrımcılık yapıyorsunuz. Adil bir yönetici değilsiniz. Altınızda çalışanlara ayrımcılık yapıyorsunuz. Çocuğa çok erken yaşta şunu anlatıyorsunuz: “Aslında adalet çok gerekli bir şeydir ama kişiden kişiye değişir. Toplumdan topluma değişir. Hatta benim ruh halimden ruh halime değişir. Bugün bağırdığım bir şeye yarın bağırmam, çünkü dün sinirliydim bugün değilim.” Şimdi bu kadar kavramları çocukların zihnine erken yaşta vermek, aynı zamanda o kavramların içinin nasıl boşaltılacağı duruşunda olmak, çocuğa riyakârlığı öğretiyor. Ben diyorum ki biz adil olalım, adaletle ilgili hikâyeler kuralım ama çocuğun beynine adalet kavramını bu kadar vurmayalım.

Bu yüzden edebiyatın, çocuğun nefes aldığı, empati kurduğu, duygularına yönelik bir alan olduğunu düşünüyorum. Bütün bunlar şu anlama geliyor: Değerler eğitimi olmasın, zaten bu kavramlar gündeme gelmeden önce bunlar hep vardı. Bu kavramları öne çıkarmanın, çocuğun kafasına işlemenin yanlış olduğunu düşünüyorum.

OKÖ: Peki öğretmenlerin hangi kitapları okutmaları, nelere dikkat etmeleri lazım?

M.G: Öncelikle çocuklara hangi kitabı okumak istediklerini sormalılar. Milli Eğitim şu kitabı okutacaksın diye bir şart koşmuyor, öğretmenler buna kendileri karar veriyor. Kitap içerisinde yer alan metnin ya da karakterin çocuğun ruh dünyasını bozmaması lazım. İyiliği yüceltmesi, kötülüğü yermesi gerekir. Seçilen kitapların çocuğun okuma isteğini köreltmemesi ve bir sonraki kitabı okumak için heveslendirmesi gerekir.

OKÖ: Son olarak; söylemek, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

M.G: Sorun odaklı çocuk edebiyatından biraz bahsetmek istiyorum. Boşanmış ebeveynlerin çocukları, taciz, istismar gibi sorunlara parmak basan kitaplar var. Bizim toplumumuzda genelde bu tarz kitapları çocuklara okutmayı tercih etmiyoruz. Gündeminde değil, neden gündemine sokalım. Ama ben bunların farkındalık oluşturduğunu düşünüyorum ve çok önemsiyorum. Sizin çocuğunuz tacize uğramamış, böyle bir şeye şahit olmamış olabilir ama sınıfında böyle bir arkadaşı olabilir. Bu durumun farkında olması gerekir. Ya da sınıfında bir zorba çocuk vardır bir de zorbalığa uğrayan çocuk vardır, sizin çocuğunuz bunun dışındadır. Ama onun orada müdahale etmesi gerektiğini, ona izin vermemesi gerektiğini çocuğun öğrenmesi ve farkında olması gerekir. Kendi ailesi son derece mutlu ve sorunsuz olabilir ama sınıfında birkaç tane boşanmış aile çocuğu olabilir. O arkadaşının ruh durumunu, yaşadıklarını annesini ya da babasını görmediği için ne kadar özlem duyduğunu bilmesinde ve empati kurmasında hiçbir sakınca yok.

OKÖ: Keyifli ve aydınlatıcı sohbetiniz için çok teşekkür ederiz. 

melike-gunyuz-kimdir

Melike Günyüz Kimdir?
1968 yılında doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1991 yılında Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1992-1994 yılları arasında MEB’de İngilizce öğretmenliği yaptı. “Bursalı Talip Divanı, Edisyon Kritik, İnceleme” adlı tezi ile 1994 yılında Boğaziçi Üniversitesinde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2001 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalından, “Ahmedî Divanı’nın Tahlili” adlı eseriyle doktor unvanını aldı. 1994-2012 yılları arasında Erdem Yayınları’nda sırasıyla editör, genel yayın yönetmeni ve genel müdür sıfatıyla çalıştı. Hâlen Erdem Yayın Grubu’nda genel yayın yönetmeni olarak görev yapmaktadır. Akademik çalışmalarını özellikle yayıncılık ve çocuk edebiyatı üzerinde devam ettirmektedir. Basın Yayın Birliğinde Başkan Yardımcısı, Kültür Bakanlığı Ulusal Fuarlar Komitesi üyeliği ve MÜSİAD Yönetim Kurulu üyeliği aktif olarak sürdürdüğü STK görevlerinden birkaçıdır. Yirminin üzerinde yayınlanmış masal kitabı bulunmaktadır. Bunların bir kısmı Bulgaristan, Almanya ve Çin’de yayımlandı. Özellikle geniş bir kadro ile hazırladığı İlköğretim 1-8 Türkçe ders kitapları birçok açıdan örnek bir çalışma olarak literatürde yer aldı. Okul öncesi dönemde ve okul çağında çocuklarda okuma kültürünü geliştirmek amacıyla ebeveyn ve eğitimci seminerleri vermektedir. Evli ve iki çocuk annesidir.