alparslan-durmus

DENEYİMLİ YAYINCI VE EĞİTİM DANIŞMANI ALPASLAN DURMUŞ’LA ÇOCUK YAYINLARI VE DEĞERLER ÜZERİNE KONUŞTUK

Çocuk eğitimi ve beraberinde çocuk oyunu denince sadece dijitalin değil, basılı yayının önemi de pek tabii yadsınamaz. Bu ay bizde bu konuda uzun yıllardır eğitime ve yayıncılığa emek vermiş bir hoca ile, EDAM’ın (Eğitim Danışmanlığı ve Araştırmaları Merkezi) kurucusu Alpaslan Durmuş ile görüştük. Sorular sorduk, güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Özellikle ahlaki değerlerin, bunun çocukların eğitimindeki yeri ve öneminden tutun da, insani değerlere; çocuk yayıncılığına uzanan keyifli bir görüşmemiz oldu.

Lafı fazla uzatmadan hemen sohbetimize geçiyoruz…

 

OKÖ: Yayıncılık tarafınızla başlayalım. Özellikle çocuk yayınları konusunda geniş bir arşiviniz ve çalışmanız var. Bize biraz Türkiye’deki ”çocuk kitabı yayıncılığı”ndan bahseder misiniz? Ne durumdayız?

A.D: Aslında başarılı kitaplar çıkartma konusunda ön yeterliliğimiz yani potansiyelimiz oldukça yüksek. Gerek illüstratör, gerekse metin yazarı alanında başarılı isimlere sahibiz ancak önemli olan, sürdürebilirlik; yani maddi olarak dayanabilme kabiliyetimiz. Bunda dayanabilme gücümüz zayıf olunca, Türkiye’de maalesef yeteri kadar yerli içerik üretme imkanı oluşmuyor. Bu yetenekleri layıkıyla maddi olarak besleyecek pazarımız halihazırda oluşmuş değil. Yoksa konu, sunuş ve iş gücü açısından dünyadan geri değiliz. Özellikle çocuk yayıncılığı konusunda Avrupa ve Amerika bizden epey önde ve biz çeviriler ile içerideki ihtiyacı karşılıyoruz. Bu alanda ilgi büyük, çocuk kitabına ilgi son yıllarda epey arttı ama çevirilerin oranı yine de yaklaşık %70- %80. Özellikle bu konudaki yerli üreticilerin desteklenmesi çok önemli.

OKÖ: Yayını pazarlama ve meraklısına ulaştırma konusunda durum nasıl peki?

A.D: Çocuklara özel hazırlanmış içeriğin satın alma kararını veren çoğunlukla anneler ve öğretmenlerdir. Türkiye’de çocuk kitaplarına bütçe ayırabilecek aile sayısı on milyonlardır diyemeyiz belki ama burada çıkardığımız ürünü rafına koyacak kitabevi sorunu da göze çarpıyor pek tabii. Avrupa bu konuda bizden oldukça ileride.

OKÖ: Çocuk kitaplarının yanı sıra son zamanlarda özellikle kadınlar arasında oldukça ilgi gören ”Esrarengiz Bahçe” gibi ”stress azaltıcı boyama kitaplarını” da Türkiye’ye ilk getirenin EDAM olduğunuzu biliyoruz, bu boyama kitaplarına ilgiyi nasıl buluyorsunuz peki?

A.D: İskoçyalı İllüstratör Johanna Basford (Kitabın Yaratıcısı) bu işi çok severek ve ilk yapan kişi. Bir hikâyesi var ve hikâyesi olması çok önemli, uluslararası bir kültürel bakış açısı var ve kişiyi de emeğe ortak etme yönüne sahip. Bu üçü çok önemli faktörler. Frankfurt Kitap Fuarında da aynı ilgiye şahit oldum, başarısına da inandık ve ayda yaklaşık 20.000 adet satılan bir yayınımız oldu. Bu yönde bizim de yerli girişimlerimiz olacak. Halı, kilim, yazma, tezhip ve minyatür olmak üzere beş farklı desen boyama kitabı çıkarma çalışmalarımız devam ediyor.

OKÖ: Biraz da çocukların dijital dünyasıyla ilgili görüşlerinizi alalım mı? Siz aynı zamanda Mayadem’in Akademik Danışma Kurulundasınız. Bu noktada, Anne-babalar olarak çocuklarımızın uzun saatler bilgisayar veya tablet başında olmasını istemiyoruz. Bir eğitimci olarak siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

A.D: Aile, çocuğun bilgisayarla olan ilişkisinin kendisiyle olan ilişkisinden daha fazla olduğunu görüyor ve hâliyle kaygı duyuyor. Bizim zamanımızda ailemiz bunu televizyon olarak görürlerdi, bu sonra cep telefonları ve en nihayetinde tabletler oldu. Dünya dijitale doğru evriliyor, bundan kaçamayız ama bunun faydalı tarafına, uygun ölçüde çocuklarımızı yönlendirebiliriz. Çocuğun tüm dünyasını dijitalde yaşamasına müsaade etmemeliyiz, alternatifler üretmeliyiz, özellikle son yıllarda dijital oyun dünyasında çocuğa değişik alternatifler sunma zorunluluğu kendini daha fazla dayatıyor. Mayadem de aslında bunun için yola çıktı, üzerinde çalışmış olduğu oyunlar, dijital eğitim ve oyun uygulamalarıyla bir boşluğu doldurmaya ve faydalı işlere olan ihtiyacı gidermeye gayret ediyor. İnşaallah güzel işler çıkaracak arkadaşlar, biz de kendilerine destek olmaya çalışacağız.

OKÖ: Bunu biraz açabilir miyiz? 

A.D: Rağbet gören oyunların temeli neler şu anda, bir hatırlayalım: mitolojik hikayeler ve yeni dünyalar, farklı hayatlar kurma vb. Oyunu kazanmak için çocuğa, ara hedefler ve ana hedefler veriyoruz. Burada önemli olan, oyunda ilgiyi taze tutacak ve çocuğa bir şey katacak yönü geliştirmek. Günümüzde mitolojiye, arkeolojik bilgiye, fantastiğe ilgi büyük, bunda oyunların ve filmlerin de etkisi büyük. Nasıl ki, Matrix filminde ”Trinity” adlı karakterin dinler tarihindeki anlamına atıfta bulunuluyorsa ve bu filmi izleyenler sonra bunu araştırıp öğreniyorsa, oyunlarda da çocuğa yeni ufuklar açıcı alanları göz ardı etmemeli. Nasıl ki iyi kitap ”yeni bir kitap okuma isteği ve işahı uyandıran kitap” ise kitap insanın ufkunu açar ve bir şeyler öğretir deniyorsa, oyunda da yeni bilgiye iştahlandırma varsa, çocuk için değişik ve iyi bir alternatiftir. Ufak becerileri geliştiren oyunlardan ziyade, büyük hikâyeleri olan oyunlar faydalı olabilir.

OKÖ: Böyle bulduğunuz yapım örnekleri var mı?

A.D: Oyun olarak değil de, kitaptan bir örnek vermek isterim. Her kitabında yeni bir dünya ve kendine özgü bir dil kuran, çok başarılı bir Amerikalı kadın yazar, Ursula K. Le Guin‘in eserleri vardır. Fantastik edebiyatın yaşayan -herhalde sadece benim için değil- en büyük efsanesidir. Zaten dünyaca ün yapmış oyunlar hep bu temellerden besleniyorlar. Büyük hikâyeli Türkçe içerikler, maalesef çocuk kategorisinde neredeyse yok denilecek kadar az hatta yok denebilir. Sıkıntımız biraz da bu.

OKÖ: Böyle oyunlar yapmak ve ”çocuklara büyük hikâyeler anlatan” uluslararası ürünler ortaya koymak için, dijital oyunlarla uğraşanlara neler önerirsiniz?

A.D: Sadece çocukların değil, hepimizin dikkat, odaklanma ve ilgi sürelerimiz çok kısaldı. Bir kere oyun, en başta bunu taze tutabilmeli. Ortalama bir zekâdaki çocuk en fazla üç-beş öğeyi zihinsel sürecine alıp, eş zamanlı olarak yönetebilir, bunu da dikkate almalı. Çocuğun ilgisini çekecek şeyleri düşünmek gerekiyor. Bunda sade olanı seçmek en önemlisidir. ”Az yeterlidir!” yani. Bunu Walt Disney ile Avrupa kökenli çizgileri karşılaştırınca görürüz. Amerika’da tek renk kapama boyama daha yoğun kullanılırken, bir Fransız çocuk kitabında örneğin detaya, ara renklere ve farklı tonlara girilir ve çocuğun ilgisi dağılır. Bu noktayı kaçırmamak lazım. Son olarak çocuğa bir tık ötesini vermeli. Biraz onu zorlamalı. Misal, 3 yaşındaki çocuk oyunda, egzersiz fırsatı vermek şartıyla, 5 yaş seviyesi görevi de vermelisin ki, o oyun gelişimine katkı sağlasın. “Seviye üstü” kalmama çabası, sanatçıyı yahut üreticiyi bir seviyeye sıkıştırmamalı.

OKÖ: Sizin özellikle ”Değerler” odaklı bir çok yayınınız var. Bu konu hakkında bir perspektif beklesek sizden; değerler nedir, nelerdir?

A.D: Değerleri en basit sınıflamayla dörde ayırabiliriz. Evrensel değerler, dinî değerler, millî veya yerel değerler ve daha da derinine inersek son olarak yöresel değerler. Bu değerler esasen bizim ”sosyalleşme” dediğimiz hadisenin bir parçası. Biz çocuğu ait olduğu topluma kazandırırken, onu büyütürken, bilerek ve bilmeden bu değerleri veriyoruz. Burada da yakından uzağa ilkesi geçerlidir. Önce çocuk yöresinin değerini kazanır, sonra yerel değerler, millî değerler ve böyle devam eder. Tabii burada bunları birer tasnif olarak söylediğimi unutmayalım. Yoksa ”Tasnifimdeki değerlerin her biri ayrı ayrı işler ve ayrı ayrı gelişir.”demiyorum. Ayrıca Evrensel değerlerin tüm değerleri kapsayıcı bir özelliği olduğunu da vurgulamak lazım. Örneğin, evrensel değerlerin en önemlisi ”insanın yaşama hakkı”ysa, tüm değerler insanın yaşam hakkına saygılı olmak ortak paydasına sahiptir, sahip olmalıdır. Yoksa “Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!” demek lazım Necip Fazıl gibi.

OKÖ: Son olarak çocuklara, özellikle içinde bulunduğumuz dijital çağda, değerler eğitimi nasıl verilmeli? Teknoloji ve mobil dünya açısından hem basılı hem de dijital alanda bunu hakkıyla verebiliyor muyuz sizce? 

A.D: Bu değerleri basılı ve dijital mecralarda verirken sorunumuz, öncelikle bu platformlar bu değerleri vermek için uygun mu bunlara bakmak lazım? Zira çok farklı imkânlar var. Örneğin doğal ve yüz yüze iletişim, birebir ilgilenme ve beraberlik en etkili ve en güzelidir. Ama bunun yetmediği durumlarda basılı, matbu platform olarak kitaplar; görsel-işitsel platform olarak film, müzik; dijital platform olarak oyun, program, uygulama ve saire. Dolayısıyla bazı konular vardır dijitale çok uygundur, bazıları ise basılı yayına, dolayısıyla ona göre tercih yapılır. Örnekle gideyim; bir oyun geliştirici gelip bana dese ki, ”Namaz kılmayı öğretecek çok iyi bir uygulama yapıyorum.” Buna gerek yok derim, orada çocuğa o dinî değeri vermenin en efektif yolu namazı dosdoğru kılarak göstermektir. Bunu namaz özelinde söylüyorum tabii. Çocuğa bir değeri kazandırmaya çalışrken; ”alet” yahut ”araç” seçimim, öncelikle konuya, arından fiziksel şartlarıma, ekonomik imkanlarıma, benim kişisel alışkanlıklarıma bağlı olarak değişebilir, değişmelidir de, bu çok doğal.

OKÖ: Bizler için oldukça derin ve aydınlatıcı bir sohbet oldu, zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

A.D: Ben de, geldiğiniz için teşekkür ederim.

edam_kapi

ALPASLAN DURMUŞ Kimdir?

1970 Kars doğumludur. İlk, orta ve yüksek öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Öğretmen ve idareci olarak Kırklareli ve İstanbul’da resmî ve özel öğretim kurumlarında görev yaptı. 2000 yılında bir eğitim danışmanlığı firması olan EDAM (Eğitim Danışmanlığı ve Araştırmaları Merkezi)’ı kurdu. Hâlen EDAM’ın Genel Müdürlüğü yanısıra Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsünde Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında doktora çalışmalarını ve TBYM’de (Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği) yönetim kurulu başkanlığını yürütmektedir.