duygu_aydogan_roportaj_03

Sınıf Öğretmeni Duygu Aydoğan ile Dijital Dünya Hakkında Konuştuk

Çocuklar ve dijital dünya ile ilişkileri söz konusu olunca uzmanların görüşlerini almaya, ebeveynlerin tavsiyelerini dinlemeye, onlardan yeni bir şeyler öğrenmeye devam ediyoruz.

Geçtiğimiz ay Uzman Psikolog Yegan Sasık‘la yaptığımız sohbetlerimize, bu kez de 2008 den bu yana özel kurumlarda sınıf öğretmenliği yapan, genç ve bir o kadar teknolojiye meraklı öğretmenimiz Duygu Aydoğan ile devam ettik. İlkokul çağındaki çocukların dijital oyun ve teknolojiye bakışı, ayrıca eğitimde dijitalin önemi üzerine yaptığımız samimi sohbetten ana başlıkları sizler için derledik.

Buyrun bakalım…

OKÖ: Dijital Teknoloji bu kadar hızla ilerlerken özellikle eğitim alanındaki kurumların bu teknoloji hızına uyumu hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?

“Artık neredeyse tüm okullarda akıllı tahta ve bilgisayar var.”

Duygu Aydoğan: Dijital yeniliklerin, Türkiye’de eğitim alanında oldukça yakından takip edildiğini düşünüyorum. Artık neredeyse tüm okullarda akıllı tahta ve bilgisayar var. Çalıştığım kurum, 5. sınıftan sonra tüm öğrencilerine tablet kullanmasını öngörüyor. Klasik kara tahtamıza ek olarak, dokunmatik ve etkileşimli TV tahtalarımız da vazgeçilmezimiz. Öğrenciler bu sayede sunumlar hazırlıyor, portfölyolar düzenliyor, hatta animasyonlar yapıyorlar. Bu sayede dijital dünyanın kapıları daha ilk adımda açılmış oluyor.

OKÖ: Bir sınıf öğretmeni olarak, çocukların pedagojik gelişimini desteklemek ve yenilikleri takip edebilmek adına sizin dijital teknolojiyle aranız nasıl? Bu konuda teknolojiden ne şekilde yararlanıyorsunuz?

“Günümüz Türkiye’sinde, Finlandiya’daki öğrenci ile bizim öğrencimizin sorunu artık benzer olabiliyor.”

Duygu Aydoğan: Dünyada eğitim alanında ne olup bitiyor, eğitim konusunda yeni ne var diye bakınca, sempozyumlar, TED konuşmaları, Linkedin’deki tartışmaları düzenli takip ediyorum. Okulumuzdaki “Learning Community” çalışmaları yapıyoruz. Burada okul çapında tüm sınıf ve branşlardaki öğretmenlerle bir araya gelip çocukların sorunlarını masaya yatırıyoruz. Günümüz Türkiye’sinde, Finlandiya’daki öğrenci ile bizim öğrencimizin sorunu artık benzer olabiliyor. Bir eğitimci olarak tüm meslekdaşlarımla bu sorunlara çözümler arıyoruz.

duygu_aydogan_roportaj_01

OKÖ: Akıllı telefonlar ve tabletlerin çocukların eğitimi ve gelişimindeki yeri hakkındaki görüşleriniz neler?

Duygu Aydoğan: Tabletleri, eğitim alanında oldukça faydalı ve bir öğretmen olarak artık olmazsa olmazımız olarak görüyorum. Bu tabletleri, bizler ve anne-baba kontrolünde kullanmaları gelişimleri için çok iyi. Dünya hızla bu yöne gidiyorken tersine kürek çekmemeli. Misal, ben öğrencilerime çarpım tablosunu tabletlerdeki bir oyun-uygulama sayesinde hızlıca öğrettim. Tüm sınıf tabletleriyle katıldığı için rekabet de olan bu oyun sayesinde çarpım tablosunu kolayca öğrendiler.

Ancak akıllı telefonlar için aynı şeyi söylemem mümkün değil. Bir çocuğun akıllı telefon kullanması için ihtiyaç ne, önce o belirlenmeli diye düşünüyorum. Bazı öğrencilerimizde – 4. sınıf ve üstü-  akıllı telefon olabiliyor ama bunu ne zaman kullanıyorlar derseniz, şehir dışı gezilere gittiğimizde ya da o gün veli çocuğunu okuldan alamayacak, farklı biri alacaksa, buna o durumda izin veriyoruz.

OKÖ: Çarpım tablosunu tabletten oyunla öğrenmek gerçekten çok güzel bir fikirmiş. Peki çocuklarımız günde ne kadar süreyle dijital ortamlarda bulunmalılar sizce?

“Aileler çocuğu bir çok yönden doyurmalı; onunla sohbet etmeli, beraber aktivitelerde bulunmalı, birlikte bir şeyler paylaşmalı.”

Duygu Aydoğan: Bence günlük 30, en fazla 45 dk. Yani 1 ders süresi gibi düşünebiliriz, zaten fazlasında dikkatleri de dağılıyor. Bu süre, çocuk arkadaşlarıyla buluştuğu zaman ve herkes tabletiyle bir ortamda olduğunda biraz aşılabilir bence. Bunlar özel durumlar oluyor. Aileler bu noktada sorun yaşamamak için çocuğu bir çok yönden doyurmalı; onunla sohbet etmeli, beraber aktivitelerde bulunmalı, birlikte bir şeyler paylaşmalı. Bu olmayınca çocuk ister istemez yalnız kalıyor ve sıkılıyor. Haliyle de dijital ortamlarda geçirilen süreler uzuyor. O durumda devreye biz sınıf öğretmenleri giriyoruz ve aileyi uyarıyoruz.

Mesela bunun için bu sene bir fikir geliştirdik, yarım saatin sonunda bir alarm kurduk ve alarm öttüğünde çocuklar tabletleri artık kendileri bırakıyor. Anne-baba aleti çocuğun elinden çekiştirip almıyor, internetin kablosunu koparmakla tehdit etmiyor. Kısacası çocukla zıtlaşmıyor. Zaten özgüveni yüksek birer birey olarak yetişen bu çocuklara bu gibi olumsuz tavırla yaklaşırsanız mutlaka geri tepecektir. Biz çocuklara diyoruz ki ”Çocuklar siz ailenizde bu gibi tatsız durumlara izin vermeyin, bir birey olarak bunu siz kontrol edin.” Kararı çocuğa bırakarak aslında onun gelişimine de çift yönlü bir katkı sağlamayı amaçlıyoruz.

duygu_aydogan_roportaj_04

OKÖ: Peki bu durumda dijital ortamdaki eğitici oyunların çocukların pedagojik gelişimindeki etkileri nelerdir?

Duygu Aydoğan: Öncelikle şunu söyleyeyim, ulaşımı da sayarsanız ortalama 8-9 saatini okulda geçiren bir çocuk eve gittiğinde de ”çok eğitici” bir oyunla vakit geçirmek istemiyor. Buna hak vermek zorundayım. 8 saat boyunca eğitim gören bir çocuk ruhsal olarak da kafasını boşaltmak ihtiyacı duyuyor. Onun yerine daha hafif, misal erkekler için spor ve rekabet, kızlar içinse süslemeli evcilik temalı oyunlar tercih ediliyor. Bu da aslında bir sosyalleşme şekli ve çocuğun bir noktada buna da ihtiyacı var.

OKÖ: Sizin çevrenizden ya da yakınlarınızdan takip ettiğiniz eğitici oyunlar var mı?

Duygu Aydoğan: Var tabi, Çarpım tablosu için oyunla öğreten 10 Monkeys ‘i çok beğeniyorum. Oyun olmasa da, rahatlatıcı müzik içerikleri olan uygulamaları derslerimde çocukların rahatlaması için çok sık kullanıyorum. İngilizce öğreten oyunları da özellikle bulup, onlarla paylaşıyorum. Son olarak, tüm öğretmen arkadaşlarımla ve öğrencilerimle birlikte kullandığımız Class Dojo ‘yu çok faydalı buluyorum.

OKÖ: Bir öğretmen olarak ebeveynlere dijital dünya, eğitici oyunlar konusunda önerileriniz neler olur?

“Ruh sağlığı düzgün olan bir çocuk dijital dünyadan sadece fayda görecektir.”

Duygu Aydoğan: Ailelere hep söylediğim şu var,  ”çocukların kendi kendilerini kontrol etmelerine izin verin.” O kadar övünüyoruz ki çocuklarımız yüzebiliyor, kayabiliyor, bir oyunun nasıl oynandığını video sitelerinden araştırıp buluyorlar, çocuklarımızın içinde bir araştırmacı ruh var, biz eskiden televizyondan, değişik kitaplardan zar zor öğrenmeye çalışırken, şimdi bu iş avuç içi tabletlere kadar indi ve dünya hızla bu yöne doğru gidiyor. Bunu kısıtlamak çok yanlış.

Çocuklarla dijital oyun dışında da kaliteli aktivite bulmak önemli. Zaten ruh sağlığı düzgün olan bir çocuk dijital dünyadan sadece fayda görecektir. Bu noktada ailenin iyi örnek olması çok önemli. Yani akşam 2 saat süresince sosyal medya hesaplarında gezinen bir annenin ”tabletle çok oynama, bırak onu elinden” demesi hiç iyi sonuçlar vermiyor.

OKÖ: Çok teşekkür ediyoruz bu bilgilendirici ve keyifli sohbet için.

Duygu Aydoğan Kimdir?

Duygu Aydoğan, 2008 yılından bu yana özel okullarda ilkokul sınıf öğretmeni olarak görev yapıyor. Görev aldığı okulun Eğitim Teknolojileri Liderleri ekibinde eğitim öğretimi zenginleştirme çalışmaları yürütüyor. Ayrıca Learning Community kapsamında çalışan öğretmen grubuyla çeşitli okullar ve düzeylerde karşılaşılan ortak sorunlar/çözümler hakkında oluşturulan protokollerde yer alıyor.